"Kırk gün günahkâr
iken bir gün tövbekâr oluruz. Allahü teala merhametlidir, affedicidir.
Kulunun kusurunu affeder. Su bulanmayınca durulmaz. Bir gün oluruz ki,
bunların hepsine birden tevbe ederiz. Tevbesiz bile ölsek bize
azap etmek Allah'ın şanından değildir. .."
"Andolsun,
biz
cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların
kalpleri
vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler;
kulakları
vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da
şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." (4) ayet-i
kerimesinin hükmüne tamamen uymuşlardır.
- Levvame sıfatından kurtulup mülhime sıfatına geçmek için:
- Levvame sıfatında olanlara rabıta şarttır. Gezip
tozduğu, oturduğu kalktığı yerde şeyhini gönlünden çıkarmadan onun
huzurunda, elinden tutuyormuş, hırkasını giymiş gibi veya kendine en
uygun gelecek şekilde rabıtaya çalışmalı ve gayret etmelidir.
Sonra:
- "Hesaba
çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz" hadis-i şerifine
uyarak kendini hesaba çekmeli, kendisinde ne kadar kötü huy
bulursa hepsini birer birer yazmalı, terketmek için kesin karar
vermeli, tevbe etmeli o ahlakın zıddını yapmak için ısrarla çalışmalı.
Mesela
* Tevbe ettiği kötü huy kibir
ise evazu ile davranmalı
* Gıybet ise methetmelidir.
Bir kimsede kusur gördüğünde o kusuru kendisinde görüp şöyle demelidir:
"Ey nefis! İnsan insanın aynasıdır. Eğer bu kusur bende olmasaydı bu
kimsede bunu görmezdim. Kendi halimi bu mübarek zatın aynasında
gördüm. Bu hal benim halimdir. Ey nefis! Haksız yere ona isnatta
bulunursun."
Böyle söyleyip kendi nefsini ayıplayarak Allahü tealadan af
dilemelidir.
"Ya Rabbi! Kalbimde bu küstahlığın olduğunu sen bilirsin. Sen bütün
sırları ve gizli olan her şeyi bilirsin. Hepimizi affedip güzel ahlaklı
kıl"
Allah'tan korkup o kötü ahlak kendisinden gidip yerine güzel olanı
gelinceye kadar böyle yapmalıdır. Buda şöyle anlaşılırki: O'nun olduğu
yerde bir kimseyi bir topluluğu kötüleseler bu kimse elinde olmadan
onları metheder, methetmeye gücü yetmezse kötüleyenlere buğz ederek
sessiz kalır.
- Bir daha tespit ettiği kötü huyları kendinde zuhur
etmezse anlaşılır ki, mülhime sıfatı kendisine hal olmuştur.
Nefs-i
Mülhimme :
İki bölümdür. Birincisi ulemâ-yı amilin, âbidler ve zâhidler. İkincisi
ehl-i tarik ehlidir.
- Ulemâ-yı
Amilin, âbidler ve Zâhidler
- Herkes bu sınıfta olanlara iyi
gözle bakarlar, haklarında olumlu düşünürler. Zira zahirdeki kötü
hareketlerini iyi fiillere dönüştürmüşlerdir.
- Emr-i bi'l maruf ve nehy-i
ani'l-münkerden başka Hazret-i Resûlullah'ın (s.a.v.) sünnetini de
yaymaya gayret ederler.
- Farzların, vaciplerin, sünnetlerin
ve müstehapların tamamını yerine getirerek bunları dışa çıkartıp eyleme
dökerler.
- İnsanlar, zahirdeki hareketleriyle
onlara zamanın kutubu gözüyle bakar. Ama iç dünyalarının bütün bütün
kötü ahlakla dolu olduğunu bilmezler ve görmezler. Bunların kötü
ahlktan kurtulmaları için zikir kılıcı lazımdır. Bu da kendi kendine
olmaz. Kâmil bir mürşid bulup kendini tam bir bağlılıkla ona teslim
ederek onun telkin ettiği zikir kılıcı ile her gün hayvani ruhun helaki
için çalışır, ta ki, kötü huyları güzel ahlaka dönüşsün.
- Ehl-i Tarik
- Kötü fiil ve kötü huylardan mümkün olduüu kadar
kurtulmuşlardır. Fakat varlık berzahından, tunelinden,
uçurumundan, renk değiştirmekten, döneklikten, tereddüt ve döneklikten
bütün işlerini Allah'a havale edip O'na tam bir bağlılıkla teslim
olamadıklarından kurtulamamışlardır. Yani:
* İster zengin ister fakir
olsun sürekli olarak geçmişe üzülür ve geleceği düşünüp
kederlenirler.
* Bugün rızıklarını yerler, sabah için acaba halimiz ne olur, diye kara
kara düşünürler.
* Halleriyle Cenab-ı Hakk'ın rezzâk
ismini inkar ederler. "Şimdiye kadar Cenab-ı Hak ne aç ne açıkta
bıraktı. Şimdi de bırakması şanına yakışması şanına yakışmaz" diye hiç
bir yerden teselli bulamaz.
- İçleri devamlı surette kuruntu ve daralmadan kurtulamaz.
Hep renkten renge girer, tereddütlü olurlar.
- Dünya sevgisi ve tabii şeylere bağlılıktan kendilerini
alamamışlardır
- Bazen iç rahatlığı gelir ve ruhani safadan bir nebze
olsun tad alırlar, bazan da iç darlığı, döneklik ve tereddüt ile
dolarlar.
- Bu sıfat le sıfatlanan kimse sürekli olarak Allah'ın
huzurunda olmalıdır. Yani, gezip tozduğu, oturup kalktığı yerlerde
şöyle düşünmelidir: Cenab-ı Hak bana benden yakındır. "İhsan, senin Allah'ı görüyormuş gibi
ibadet etmendir. Sen onu görmesen bile o seni görür."
hadis-i şerifince hareket etmelidir.
- Cenab-ı Hak rızkını ezelden takdir etmiştir. Yiyecek,
içecek ve giyecek gibi üç husus ecel gibidir. Hiç bir şekilde
değişmez. Her gün insanın nasibi her ne ise onu bulsa gerektir.
Bunun için beyin yormak yorgunluktur. Çok düşünmekle, çok çalışmakla
bir şeyin fazlası noksanlaşmaz. Bu yorgunluktan ve kalp sıkıntısından
başka bir şey değildir.
Takdir-i Huda kuvvet-i bazu ile
dönmez
Bir lem'a ki Mevlâ yaka üflemekle sönmez
Bundan dolayı ezelde her ne ki
takdir olundu ise hepsi zamanları gelince gerçekleşir. Dünya iin
tasalanmak ahmaklığın ta kendisidir. Her iş olacağına varır. Senin
düşünmen sadece yorgunluktan ibarettir. bu şekilde tefekkür edip
zikrine ve fikrine devam etmelidir.
- Mülhime sıfatının durumu acayiptir. Sürekli uyanık
bulunmalı, her ne suretle olursa olsun düşüncesinden zuhur edenleri
şeriat terazisiyle ölçüp ona göre karşılık vermelidir. Cenab-ı Hakk'ın
inayetiyle nefsin mutminne mertebesi kendisine ihsan ve hal
olunur. Bunun işareti de şudur:
* Bütün kötü ahlakları güzel
huylara dönüşür.
* Tam tevekkül hali gelir ki, dünyalık bütün işlerini
Allah'ın kudret eline bırakarak tam bir bağlılıkla teslim
olur. Kendisine bir zenginlik elbisesi de ihsan olunur
ki, kesinlikle bundan sonra artık geleceğe bel bağlamak ve
gelecek endişesiyle yaşamak ile geçmişten keder ve elem çekmek, maziye
üzülmek gibi hallerden kurtulur.
* Bugünden yarın sabahın işini düşünmez. Gün, bu gündür. Saat bu
saattir, der ve Hakk'ın verdiği ilahi ihsanlara teşekkürle onlara
kanaat eder. Bundan sonra bütün dünya halkı bir taraf olsa ve "Gel yhu,
bu senin ettiğin nasıl iştir? Sonra pişman olursun!" gibilerinden türlü
türlü nasihatler verseler bile itikadına, inancına zerre kadar tesir
etmez.
* İşte bu anlatıldığı şekil üzere böyle haller zuhur ederse o kimsenin
nefsinin mutmainne sıfatı ile sıfatlandığına ve mutmainne mertebesine
yükseldiğine delalet eder.
- Bazen nefsin levvame bazen mülhime mertebelerinde
olup bu sıfatlarla sıfatlanmış kimseye ilahi tecelliler
zuhur ettiğinde kendini "iyice adam oldum" sanıp aldanmasın. Çünkü bu
yer, bu derece bütün Allah dostlarının "el aman" diye çağrıştıkları bir
yerdir. Allahü teala sizleri ve bizleri korusun. Bu yerden düşen nefsin
emmare mertebesine kadar düşer, hatta tarikattan uzaklaştırılıp imansız
olarak ölmesinden ziyadesiyle korkulur.
Nefs-i mutmainne
Devam edecek
....