| Bollukla da imtihan olur yoklukla da | |||||
|
|
|||||
|
En
şiddetli olan ilk tesir anları geçtikçe
ihtarın kuvveti azalır, daha çok kuvvetlendirmeye ihtiyaç
duyulur ve
gittikçe uyanma ihtimali azalır ve zor elde edilir. Nihayet o sınırlı
müddet biter, sıkıntının bütün uyarıcı kuvveti de tükenir, bir
alışkanlık ve tabiat haline gelir ve kalb öyle katılaşır ki, artık
ondan sonraki başkaldırma alabildiğine şiddetlenir. Artık baskı ve
şiddetin hiçbir terbiye edici hassası kalmaz. Bunun için terbiye edici
bir hikmet ve maksatla tatbik olunacak baskı ve şiddet, uzun ve devamlı
olmamalıdır. İlâhî hikmet, baskıyı, şiddeti ve nihayet azab etmeyi,
fesadı ıslah, kötülükleri sınırlama, durdurma ve temizlemek için tatbik
eder. Fakirliğin ve zaruretin kaynağı olan kötülüklere karşı baskıyı
artırmak ise, o kötülükleri çoğaltmak demek olur. Bunun kurtulma
ihtimali varsa, zorlamada değil, kolaylaştırmadadır. "Bir şey sıkıştığı
zaman genişler" Sıkıştırma ile katılaşmış olan kalbleri yumuşatırsa,
kolaylaştırma ve genişletme yumuşatabilir Ve artık bu genişletme ve
genişleme onlara ya kurtuluşu kazandırır veya patlatır bitirir. Ve her
iki takdirde kötülükler sonsuz bırakılmış, kötülerin arkası alınmış
olur. Şu halde o katı kalbliler ne zamanki hatırlatıldıkları ibretleri
unuttular.
Evvela derece derece kolaylaştırmayı ifade eden peygamberlerin hatırlatmaları, ikinci olarak tevbe ve teslimiyet telkin eden şiddet ve zaruret ihtarlarını düşünmek ve uyanık olmak ihtimalleri kalmadı. O zaman üzerlerine her şeyin kapısını açtık. O şiddet ve sıkıntıdan sonra onlara öyle bir hürriyet ve refah verdik ki, maddî manevî bütün engelleri kaldırdık, her taraftan üzerlerine nimetler saldırdık, iyi kötü her şey kendilerine bol bol açık bulunuyordu. Her türlü rahatlar, sıhhatler, zaferler, başarılar, zevkler, sefalar önlerinde âmâde idi. Ne arzu etseler bulacak ne isteseler yapabilecek bir hale geldiler. Kendilerine, kendi iradelerinden başka yasaklayacak ve kayıtlayacak hiçbir şey görünmüyordu. Öyle serbest bir imtihana kondular ve öyle derece derece yükselmeleri arttı ki nihayet bu hürriyet ve refah ile ferahlandılar. Tuttukları yolun iyi olduğuna ve bütün bunların kendi hakları olduğuna ve her sorumluluktan kurtulmuş olduklarına hükmettiler. hiçbir kayıt, hiçbir kaygı duymaz oldular. Her şey kendilerininmiş, Allah ve ahiret yokmuş gibi zevk ve sefaya daldılar, keyiflerini çattılar. Tam böyle ferahlandıkları, "gel keyfim gel" dedikleri sırada kendilerini birden bire bastırıp yakalayıverdik. O saat iblis gibi bütün ümitleri kesildi. Ümitsizlik ve tam mahrumiyet içinde donakaldılar. Bundan böyle onlar, sonsuz bir hasret içindedirler.