| Ezan Medine Ezanı --- Mekke Ezanı | |||
|
|
|||
|
Bu iş için Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in riyâsetinde bir müşâyere heyeti toplandı. Mecliste hazır bulunan ashâb-ı güzîn tarafından çeşitli teklifler ortaya konuldu. Bu teklifler; namaz vakitlerinin boru çalınarak, ateş yakılarak, çan çalınarak veya yüksekçe bir yere bayrak dikilerek haber verilmesi tarzındaydı. Fakat peygamberimiz (s.a.v.) bu tekliflerin her birini, başka millet ve dinlere ait olması sebebiyle münâsip görmemişti. Neticede, müşâvere heyeti bu hususu karara bağlayamadan dağıldı.
Nihâyet
ashâb-ı kirâmdan bâzı zevâtın
aynı şekilde görmüş oldukları sâdık bir rüyâya ve onu te'yid eden bir
vahye
dayanan bildiğimiz üslûb ve tarzda ezan okumaya başlanmıştır.
Ezanla alâkalı rüyayı ilk gören, ensârdan Abdullah bin Zeyd (r.a.)'dir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Abdullah'ın bu rüyası üzerine,
-İnşâallah,
bu hak rüyâdır. Gördüğünü
Bilâl'e
öğret; çünkü onun sesi, senin sesinden güzeldir' buyurdu.
O
da
Efendimiz'in
emirleriyle, rüyasında öğrendiği bu ezânı, Bilâl-i
Habeşî
(r.a.)'ye öğretti. Hz. Bilâl de Medîne'nin en yüksek yerine çıkarak,
Zeyd
(r.a.)'den öğrendiği bu ezânı yüksek ve çok tatlı bir sesle okudu.
Ezân-ı
Muhammedî'nin Medine semâlarına yayıldığı sırada, bu ilahî dâveti duyan
Hz. Ömer (r.a.) evinden çıkıp koşa koşa Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'e
gelerek,
-Ya Resûlüllah, aynı rüyâyı ben de gördüm,dedi. Ve o sırada ilâhî vahy de gelmiş bulunuyordu. (Cum'â, 9)
Ezan ve Kâmet ile ilgili bazı hususlar
- 'Ezan' ve 'kâmet', ister mukim ister seferî olsun, farz namazların edâsında, kazâsında ve cuma namazında erkeklere müekked bir sünnettir... Beş vakit namazı tek başına dahi kılsalar ezan ve ikâmet getirmeleri gerekir.
- 'Ezan' ağır ağır, kâmet ise sür'atli okunur.
-'Ezan'ın ezan olduğu anlaşılsa
bile, Arapça olmayan bir dille
okunması
kâfi gelmez, böyle bir ezâna itibar edilmez.
Ezan namaza dâvettir
ve İslâm dünyasını birleştiren bir semboldür,
sesli bir bayraktır. Dolayısıyla, Peygamber nasıl emr ettiyse O’nun
istediği şekilde yapılmalıdır. O, bugünkü şekli uygun görmüştür. Ashabı
bunu kabul etmiştir. Ashaptan sonra Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn ve sonra her
asırda gelen ve Peygamberin vekili, vârisi, halifesi durumunda bulunan
icazetli ulema ve fukaha böyle istemiştir. Mü’minler de Ezan’dan
razıdırlar. Ezan-ı Muhammedî yani Arapça Ezan icmâ-i ümmetle sâbittir,
Kıyamet’e kadar böyle okunacaktır.
Ülkemizde bir ara,
tek parti devrinde, Başbakan İsmet İnönü’nün istek
ve gayreti ile Ezan’ın Türkçe okunmasını emr eden, Arapça ezan
okunmasını yasaklayan bir kanun çıkartılmıştır. 14 Mayıs 1950’de
Demokrat Parti iktidara geçince, Tokat Milletvekili
Ahmet Gürkan Bey Meclis’e bir kanun teklifi vererek Türkçe Ezan okumayı
mecburî kılan ve Arapça ezan okumayı yasaklayan anti-demokratik kanunun
kaldırılmasını istemiştir. Meclis böyle bir kanun çıkartmış ve ezanı
serbest bırakmıştır. Şu hususu, üzerine basa basa belirtmek gerekiyor:
Millî iradeyi temsil eden Meclis “Türkçe ezan okunamaz, ille de Arapça
okunacak” dememiştir, sadece eski kanunu kaldırmıştır. Bu yeni kanun
yürürlüğe girer girmez Türkiye’nin her yerindeki onbinlerce caminin
minarelerinden Arapça Ezan-ı Muhammedî okunmaya başlamıştır, Türkçe
ezan okuyan bir tek cami kalmamıştır. (8)
- 'Ezan'ı vaktinden önce okumak da câiz değildir. Şayet okunmuşsa, vakit girdikten sonra iâde edilir, yani tekrar okunur. Buna da müeezinlerin çok dikkatli olaması gerekir. Zira Tirmizî'de geçen bir hâdis-i şerifte Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) 'imam (cemaatin namazının) mes'ûliyetini üzerine almıştır. Müezzine de (namaz vakitleri) emânet edilmiştir...' buyurmuşlardır. Bu emânete riâyet gerek.
- Camide iken bir vaktin ezanı okunacak olursa, o vaktin namazını kılmadan çıkmak mekruhdur. Bu durumdaki bir kimse namazı tek başına kılıp çıkrsa bu defa cemaati terk etmesi sebebiyle kerahet işlemiş olur.
- Kamet getirilirken camiye giren kişi, ayakta beklemeyip oturmalı ve oradaki cemaatle beraber kalkmalıdır.
'Vesîle'nin
cennette bir âlî makam, 'fazilet'in de yine yüksek bir makam, 'Makâm-ı
Mahmûd'un ise şefâat-ı kübrâ
makâmı olduğu beyan olunmaktadır. Binâenaleyh böyle bir duâda bulunmak,
Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.)'e muhabbetin ve kuvvetli bir irtibatın
alâmetidir.
Biriz
Biz
Kaynaklar
1) Fazilet Takvimi, 14-16
Haziran1997
2) Dürerü'l-Hükkâm, Molla Husrev
3) Nîmet-i İslâm, M.Zihnî
Efendi;
4) Büyük İslâm İlmihali
Ömer Nasuhi Bilmen;
5) Nûru'l-İzah, Hasan bin Ammar eş-Şürrünbilâlî
6) İlmihal 1, İman ve İbadetler, Türkye Diyanet Vakfı, 1999
7) Islami
City
8) Ezan Arapça Okunacaktır, Mehmet Şevket Eygi, Milli
Gazete, 03.10.2006