Elbette bu çok zordu ama Allah'tan aldığı vahye uymaması daha zordu. İbrahim a.s büyük bir imtihan karşısında olduğunu anladı. Hiç tereddüt etmeden Allah'a teslim oldu ve durumu oğlu İsmail aleyhi's-selâm'a açmaya karar verdi. Şimdi
konu
ile ilgili olarak Kur'an-ı
Kerim'in açıklamalarını dinleyelim: Allah Teala buyuruyor:
"İbrahim 'Ey Rabbim, bana iyilerden (bir oğul) ihsan et' dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince, 'Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı gôrüyorum, bir düşün, ne dersin ?' dedi. (İsmail) Babacığım, sana ne emrolunuyorsa yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.' dedi. Her ikisi de Allah'a teslim oldular (Allah'ın emrine boyun eğdiler). İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: 'Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.' Dedik ve ona (İsmail'e karşılık ) büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim'e. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Çünkü 0, bizim mümin kullarımızdandır." (1) Görülüyor
ki, Kur'an da Hz. İbrahim'in
gördüğü rüyanın vahiy olduğunu teyit etmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak
kendisine
seslenirken: "Ey İbrahim, gördüğün rüyaya gerçekten sadakat gösterdin."
buyurmuştur.
İbrahim a.s oğlu yerine Cenâb-ı Hakk'ın kendisine gönderdiği koçu kurban etmiştir. Böylece kurban Hz. İbrahim'den sünnet olarak bize intikal etmiştir. Kurban, insanın Allah'a yaklaşmasına ve O'nun rızasını kazanmasına vesile olan bir ibadettir. "Kurban"kelimesinde bu mana vardır. İnsan kurban kesmekle İbrahim (a.s.) gibi Allah'a ve O'nun emirlerine bağlılığını, gerekirse O'nun rızasını kazanmak için her fedakârlığa katlanacağını göstermiş olur. Allah'ın
hoşnutluğunu kazanmak için
yapılan her şeyde esas olan iyi niyettir. Kurbanda da böyledir, iyi
niyet
ve ihlas esastır. Bakınız, bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle
buyuruluyor:
"(Ey
Muhammed)
Onlara Adem'in iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi
birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul
edilmemişti
(Kurbanı kabul edilmeyen ötekine).
Görülüyor ki, kurban kesenlerden biri iyi niyeti ve Allah'tan korkması sebebiyle sunduğu kurban kabul görmüş, diğeri ise kötü niyeti sebebiyle kurbanı kabul edilmemiştir. Sevgili
Peygamberimiz de bu konuda
şöyle buyurmuştur :
Kurban, İslâm'daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir başka örneğidir. Her gün dünyada sayısız hayvan kesilir ve bundan çoğunlukla varlıklı kimseler yararlanır. Halbuki kurban bayramında kesilen kurbanlardan daha çok yoksullar ve hayır kurumları istifade eder. Kurban Bir İbadet midir Yoksa Gelenek midir? Kurban
bir
gelenek değil, kitap ve
sünnetle meşrûiyeti sabit olan bir ibadettir. Kurban da zekat gibi
Hicretin
ikinci yılında meşru kılınmıştır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle
buyuruluyor:
Peygamberimiz
de bir hadis-i şeriflerinde
şöyle buyurmuşlardır:
Peygamberimiz
kurbanı tavsiye ederlerken
kendileri bizzat kurban keserek de örnek olmuşlardır. Müslim'in
rivayetine
göre Enes (r.a.) şöyle demiştir :
Kurbanın Hükmü İslâm alim ve müçtehitleri kurbanın hükmü hakkında farklı içtihatlarda bulunmuşlardır. İmam
Azam
Ebû Hanife'ye göre kurban
vaciptir. Delili de:"Rabbin için namaz kıl ve
kurban
kes"(8) âyet-i kerimesinin delâletiyle peygamberimizin :
Şâfiî,
Mâliki ve Hanbelîler ile Hanefîlerden
İmam Ebû Yusuf'a göre ise kurban vacip değil, sünnet-i
müekkededir.(10)
Kurbanın hükmü (yani vacip mi sünnet mi olduğu) hakkındaki bu farklı görüş ve içtihatlar sebebiyle; bir kimsenin zekât, hac, sadaka-i fıtır, ve kurban borcu olduğu halde vefat edip bu borçlarının ödenmesi için malının üçte birini vasiyet etse (ki ancak malının üçte birini vasiyet etmeye mezundur) malının üçte biri yeterse borçlarının tamamı ödenir. Malının üçte biri borçlarını ödemeye yetmediği takdirde önce zekât borcu ödenir. Çünkü borçların içerisinden önemli olanı zekâttır. Bu borcu ödendikten sonra malı artarsa haccı yaptırılır. Bundan sonra sadaka-i fıtır borcu ödenir. Daha sonra da malı kalırsa kurban borcu ödenir. Kurban Kimlere Borçtur? Kurban,
mukim olan ve sadaka-i fıtır
nisabına malik olan her kadın ve erkek müslümana vaciptir.
Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer seferde bulunduklarında kurban kesmemişlerdir. Şayet seferde olan kimse kurban kesmek isterse, kurban kendisine vacip olduğu için değil, nafile olarak kesebilir, kesmediği takdirde sorumlu olmaz. İmam Azam Ebû Hanife ile Ebû Yusuf'a göre kurbanın vacip olmasında akıl ve erginlik çağına gelmiş olma şart değildir. Yani zengin olan çocuğun ve delinin mallarından babaları veya vasileri kurban keserler. Bu kurbanlardan sadece kendileri yiyebilir, başkaları yiyemez. İmam Muhammed ile İmam Züfer'e göre kurbanın vacip olması için akı1 ve erginlik çağına gelmiş olma şarttır. Bu itibarla zengin olan çocuklarla deli olanların mallarından kurban kesilmez. (13) Fetvâ da bu görüşe göredir, yani zengin de olsalar çocuklarla delilerin kurban kesmesi gerekmez. (14) Zenginliğin Ölçüsü Herhangi
mali bir ibadetin borç olması
için ön görülen zenginlik ölçüsü 'Nisap' kelimesi ile ifade
edilmektedir.
Hangi Hayvanlar Kurban Edilir? Kurban edilecek hayvanlar; koyun, keçi, deve, sığır ve mandadır. Bu hayvanlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2 ve koyun ile keçinin 1 yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar altı ayı tamamladıkları halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban edilebilir. Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında bir sakınca yoktur. Ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılmak durumundadır. Meselâ ortaklardan biri vacip olan kurbanı, diğeri adak kurbanı, bir diğeri de nafile kurbanı niyet edebilir. Çünkü hepsinin niyeti ibadettir. Fakat ortaklardan biri her hangi bir ibadet değil de et kasdiyle katılmış olsa bu sahih olmaz, diğerleri de niyet etmiş oldukları kurbanı kesmiş, sayılmazlar. Hangi Ayıplar Hayvanın Kurban Olmasına Mani Olur? Bilindiği
üzere kurban bir ibadettir.
Bunun için kurbanlık hayvanların kusursuz olmaları esastır. Her kusur
olmasa
da bazı kusurlar kurbana manidir. Bu kusurlar kısaca şunlardır:
Kurbanın Bedelini Yoksullara Vermekle Kurban Kesilmiş Olur mu? Bazı
kimseler hemen her yı1
kurban bayramında bu soruyu sorarlar: Hayvanı kesmeden canlı olarak
veya
bedelini yoksullara vermekle kurban kesilmiş olur mu? Kurbanın rüknü,
kurban
edilmesi câiz olan hayvanlardan birini kesmek olduğundan, hayvanı
kesmeden
canlı olarak veya bedelini yoksula vermekle kurban ibadeti yerine
getirilmiş
olmaz, bu ancak sadaka olur.
Kurbanı
kesebiliyorsa kendisi keser.
Çünkü bu bir ibadettir. Onu, kişinin kendisinin yapması, başkasına
vekâlet
vermesinden daha faziletli ve sevaptır. Peygamberimiz vedâ haccında yüz
deve kurban etmiş, bunların altmış üç tanesini bizzat kendileri kesmiş,
kalanlarını da Hz. Ali'ye vekâlet vererek kestirmiştir.(16) Şayet
kendisi
kesemiyorsa o takdirde ehil olan birisine vekâlet vermek suretiyle
kestirir
ve kendisi de orada hazır bulunur. Peygamberimiz kızı Hz. Fâtıma'ya :
Az
önce de
söylediğimiz gibi, kesebiliyorsa
kendisi, kesemiyorsa ehil olan birisine kestirmelidir. Hayvan kesmede
ehil
olmayan yani bunu beceremeyen kimseler, hayvana eziyet ederler
ki,
bu haramdır, günahtır. Bir ibadet yapılırken günah işlenmez.
Yurtdışında bulunanlardan kurbanlarını memleketlerinde kestirmek isteyenler, bir tanıdıklarına vekâlet vermek suretiyle kurbanlarını kestirebilirler. Böyle yaptıkları takdirde hem kurbanları kesilmiş, hem de daha iyi değerlendirilmiş olur. Kurban Nasıl Kesilir? Hayvan
incitilmeden kesilecek yere
götürülür. Devenin dışındakiler kıbleye karşı sol tarafları üzerine
yavaşça
yatırılır. Kolaylık olması için üç ayağı da bağlanır. Sonra kesecek
olan:
Kurban Etinin Taksimi Deve
ve
sığır gibi hayvanlar ortaklaşa
kurban edildiğinde etleri ortaklar arasında tahmini olarak değil,
tartılarak
taksim edilir. Ancak bir ailenin fertleri için kurban edilen hayvanın
etini
taksim etmek gerekmez. Bunun gibi ortaklaşa kurban kesenler kurban
etini
tamamen yoksullara veya bir hayır kurumuna verecek olurlarsa yine
kurban
etini taksim etmeleri gerekmez.
Kurban etinden müslüman olmayan komşulara da vermek caizdir. Şayet kurban kesen kimsenin çoluk çocuğu kalabalık ve hali vakti de çok iyi değilse bu takdirde kurban etini sadaka ve hediye olarak dağıtmayıp, tamamını çoluk çocuğu için alıkoyması daha uygun olur. Çünkü kan akıtmakla kurban vecibesi yerine getirilmiştir. Bayram Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretlerinin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Peygamberimiz Medine'ye hicret buyurduklarında Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Peygamberimiz: "Bu günler ne oluyor?" diye sorduğunda, onlar "Biz cahiliyette bu günlerde oynayıp eğlenirdik.'' dediler. Bunun üzerine peygamberimiz : "Bunların yerine Allah Teâla size daha hayırlı iki gün verdi: Ramazan bayramı, kurban bayramı" (18) buyurdu. Ramazan bayramı namazı gibi kurban bayramı namazı da vaciptir ve Cuma namazının şartlarına tabidir. Yani Cuma namazını kılmakla yükümlü olanlar, bayram namazını kılmakla da yükümlüdürler. Ancak Cuma namazı farz, bayram namazı ise vaciptir. Bayram namazı Güneş
doğduktan ve kerahet vakti
çıktıktan sonra, öğleye kadar kılınır. Herhangi bir sebeple ilk günü
kılınamazsa
ertesi günü kılınır. Bayram namazı Cuma namazı gibi ancak cemaatle
kılınır.
İki rekattır. Şöyle niyet edilir:
Bayram Gecesi ve Günlerinde Yapılması Müstehap Olan Şeyler a)
Bayram
gecelerini dua ve ibadetle
ihya etmek, kaza namazı kılmak, Kur'an okumak ve Allah Teâlâ'dan af ve
mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul olduğu gecelerden birisi de
bayram
geceleridir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
Bayram
günleri sevinç günleridir.
Bu günlerde sevinçli ve güler yüzlü görünmek tavsiye edilmiştir. Bu
itibarla
bayramın toplum hayatımızda
üstün yeri ve değeri vardır. Bayram günleri toplum şuuru bütünleşir.
Toplum
fertleri birbirleriyle sevinip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek
bilmeyen
sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları
bayramlar
dinçleştirir ve çalışma azimlerini artırır. Bu
günlerde
akraba ve komşularımızla
olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir.
Bayram
sabahı camilerimizi dolduran kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle
yüce Allah'a yönelmeleri, O'ndan af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem
taşır.
Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan
toplulukları
yüce Allah'ın rahmeti kuşatır ve onları affeder. Bu
günlerde
annemizin-babamızın
ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah'a ibadetten
sonra
anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı "öf" demek dahi
yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve
saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak
tebrikleşmeliyiz.
Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini
almalıyız.
Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi
sunmalıyız.
Yetimlerle ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara
anne
ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç
çocuklara
yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını
sağlamalıyız. Bizden
hayır
dua bekleyen ölülerimizin
mezarlarına giderek onlara dua etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta
bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı
ve aralarını bulmalıyız. Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de
İslâm'ın
emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve
zarar
verici davranışlardan sakınmalıyız. Bütün bunlar, toplumu oluşturan
fertleri
birbirleriyle kaynaştırarak milli birliğin sağlanmasında ve toplumu
rahatsız
eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur. Bu duygularla
hepinizin kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara
sağlıkla,
huzurla erişmemizi Cenâb-ı Hak'tan diliyorum. Mübarek bayramın
ülkemize,
İslâm alemine ve bütün insanlığa iyilik ve hayırlar getirmesini
diliyorum.
Cenâb-ı Hak yaptığımız ibadetleri ve keseceğimiz kurbanları rızasına
muvafık
eylesin ve bizi kendisine ibadetten ayırmasın. Amin.
1- Saffât, 100-111.
|