|
|
|
Cinlerden Dostlarımız
Var mıdır?
Bilinmelidir
ki cinlerin muminleri, insanların müminleri gibi bizim
kardeşlerimiz, dünya ve ahiret dostlarımızdır.
Bizler gibi
mükellef varlıklar olan cinler kendileri gibi görünmeyen
olan, müşterek düşmanlarımız olan şeytanlar tarafından saptırılmaya
çalışılmaktadır. Görrünmez olmalarından dolayı onları
birbiriyle karıştırmamak lazımdır. Şeytanlar cinlerden farklı olup
şerlere odaklanmış varlıklardır.
|
|
Varlıkları
peygamberimiz tarafından açıklanan cinler aleminin hayvanları,
mükellef varlıklar olan cinlerle karıştırılarak cinlerin yılan ve köpek
gibi suretlere girdikleri yanılgısına
düşülebilinmektedir.
Allah'a muhatap olma yüceliğine erdirilmiş, Kur'an insanı olmaya aday
varlıklar olan sorumlu cinlerin hayvan suretlerine sokulup
korku salınması maalesef hadislere kadar sokulabilmiştir.
Bir diğer
yanıltıcı husus da bazı hadisler de hastalık etkeni olarak
gösterilen ve görünmez olma nitelikleri sebebiyle kendilerine
görünmez varlıklar anlamına cin denilen mikroplar türünde varlıkların,
mükellef varlıklar olan cinleranlamına algılatabilmesidir. Bu
bir hatadır, bu hataya düşmemelidir.
Cinlerde
Sahabîlik
Efendimiz'i
(sav) görüp O'nun sohbetinde bulunan
kimselerin "Sahabi" kabul edilmesi gibi, O'nu gören her cin de "Sahabi"
kabul edilmiş ve aralarında hiç bir fark gözetilmemiştir.
Mü'min olarak Efendimiz'i
(sav) görüp O'nun sohbetinde bulunan
kimselerin
"Sahabi" kabul edilmesi gibi, O'nu gören her cin de "Sahabi" kabul
edilmiş
ve aralarında hiç bir fark gözetilmemiştir.
Hatta
müfessirler, "Cinlerden bir grubu Sana yönelttiğimizde.." (Ahkâf,
46/29) ayetinde anlatılan cinleri isim isim saymış ve onların, cin
taifesinin
en büyük "Sahabileri" olduklarını söylemişlerdir. Bizim tesbitimize
göre
de, sayıları yedi veya dokuz olarak kabul edilen bu cinler, tıpkı
Ashab-ı
Bedir, Ashab-ı Uhud'un siyanetleri gibi, şer ve şerirlere karşı
kendileriyle
tevessül edildiğinde koruyuculuk yaparlar ki, onlar, -Kur'an'da
anlatılan
şekliyle- Allah Rasulü'nü ilk defa görüp dinleyen, ardından da kavim ve
kabilelerine birer "münzir" olarak dönen cinlerdir. Binaenaleyh, bu
yönüyle
de onları, onlar arasındaki Sahabe'nin ileri gelenlerinden kabul
edebiliriz.
Süheyli,
Ömer b. Abdülaziz'le alakalı bir vak'ayı anlatırken, bu cinlerden
de bahseder. Vak'a şöyledir: Ömer b. Abdülaziz, bir gün kırda
dolaşırken,
ölü bir yılan görür. Atından iner ve mendiline sararak o ölüyü toprağa
defneder. (İhtimal o büyük insan, "gayb-âşinâ" gözleriyle bu meyyitin
bir
cin olduğunu keşfetmiştir) O esnada etraftan bir ses: "Saraka öldü,
Saraka
öldü.." diye etrafı çınlatır. Ömer b. Abdülaziz, bu ses sahibinin kim
olduğunu
sorar. Bu soru üzerine: "Bir zaman cinlerden bir topluluğu, Kur'an
dinlemek
üzere Sana yöneltmiştik.." (Ahkâf/29) ayetinde anlatılan cinlerden
biriyim"
der ve sözlerine şöyle devam eder: "O gün Allah Rasûlü'nü dinleyip
kavmine
"uyarıcı" olarak dönenlerden hayatta sadece Saraka ile ben kalmıştım.
Bugün
kâfirlerle harbederken, Saraka da şehid oldu. Şu anda, sadece ben
varım..
sana müjdeler olsun ey mü'minlerin emiri! Zira biz Allah Rasûlü'nün
huzurunda
iken, bir aralık dönüp: "Sizlerden Saraka bir yerde şehid olacak. Onu
ümmetimin
en hayırlılarından biri kefenleyip defnedecek" buyurdular. İşte o haber
bugün aynen cereyan etti. Ne mutlu sana ki, sen O'nun müjdelediği o
hayırlı
insansın!" (Kurtubi, el-Camiu Liahkami'l-Kur'an, 16/214)
Hz. Aişe
validemiz anlatıyor: "Bilmeyerek, evde dolaşan bir canlıyı
(muhtemelen bir yılanı kastediyor) öldürmüştüm. O gece rüyamda beni
yüksek
bir mahkemeye çağırdılar ve benim cinayet işlediğimi söylediler.
"Hayır,
ben kimseyi öldürmedim.." dediysem de, ısrarlarından gündüz öldürdüğüm
canlıyı kastettiklerini anlamıştım. Meğer o bir cinnî imiş. Kendimi
müdafaa
için: "O niçin eve gelip beni gözetliyor?" deyince: "Hayır, o asla sana
bakmak için gelmezdi. Hele saçın-başın açıkken, kat'iyen odana
girmezdi.
Fakat o, bir Kur'an aşığı idi. Rasûlullah'tan ilk dinlediği Kur'an
zevki,
onu o kadar sarmıştı ki, Allah Rasûlü'nden sonra o manevî zevki, hep
senin
Kur'an'ında arardı. Evine gelişi işte de bu sebepleydi.." dediler. Hz.
Aişe validemiz diyor ki; "uyandığımda rüyanın dehşetinden kan-ter
içinde
kalmıştım. Hatamı affettirmek için de, sadaka dağıtıp, bazı köleleri
hürriyete
kavuşturdum..." (Kurtubi, el-Camiu Liahkami'l-Kur'an, 16/214,215) Evet,
anlaşılan Kur'an dinlemek için o eve gelen, cinlerden bir Sahabi idi ve
Hz. Aişe validemiz, yanlışlıkla böyle bir Sahabiyi katletmişti ve
bundan
dolayı manevi bir mahkemede hesaba çekilmişti.
Görülüyor
ki, kim İki Cihan Serveri'yle irtibata geçse, hemen evc-i
kemâle yükseliyor. Nasıl ki insanlar, O'na dilbeste olup gönülden
bağlanmakla
bir anda O'nun arkadaşları oluyor ve "Sahabe olma" şerefiyle serfiraz
kılınıyorlar;
öyle de, O'nun getirmiş olduğu o kutlu mesaja kulak veren cinler de
aynı
noktaya ulaşabiliyorlar. İşte bu noktadan hareketle diyebiliriz ki,
şayet
onlar da bizim gibi bir ümmet ise, bizim Ashab-ı Bedir, Ashab-ı
Uhud'umuz
olduğu gibi, onların da Ashab-ı Bedir ve Ashab-ı Uhud'u vardır. Bizim
aşere-i
mübeşşeremiz; hatta üçlerimiz, yedilerimiz, kırklarımız olduğu gibi;
onların
da aşere-i mübeşşeresi, üçleri, yedileri, kırkları olduğu söylenebilir.
Kaynak: Metafizik Dünya