Çay tarımının dördüncü temel sorunu;
tarım alanlarının giderek genişlemesidir.
Çay tarımı, ruhsatlı bir tarımdır ve tarım alanları bakanlar kurulu
kararı ile belirlenmiştir.
1994 yılında tüm çay plantasyonları ölçülerek 767 dekar çaylık olduğu
tespit edilmiştir.
93/5096 sayılı Kararname ile yeni çaylık tesisi yasaklanmış olmasına
rağmen, çay tarım alanları ekolojik sınırlar dışına doğru giderek
genişlemektedir. Bu durum sektörde kalitesiz yaprak üretimine ve
üretim fazlalığına yol açmaktadır.
Çaykur, çay tarım alanlarının genişlemesini önleyebilmek ve kaliteli
yaş çay yaprağı satın almak amacıyla, 2000 yılından itibaren yaş çay
alımlarında alım planı
uygulamasına geçmiştir.
Alım planı, 767 bin dekar alanda üretilen yaş çay yaprağı üretim
potansiyeli dikkate alınarak yapılmıştır. Ruhsatsız çay bahçelerinde
üretilen ürün alım programına dahil edilmemektedir.
Bu uygulama sonucunda bölgede yeni çaylık tesis edilmesi büyük ölçüde
önlenmekte, Ruhsatlı üreticilerin üreticilik hakları korunmaktadır.
Yaş çay ürünü kalite değerini muhafaza ettiği süre içinde hasat
edilip, işleme imkanı sağlanmaktadır.
Ancak alım planı uygulaması sektör deki tüm işletmeler tarafından
yapılmalıdır.
Çay tarımının geliştirilmesi ve kaliteli
yaş çay üretimi için bazı önlemler almak zorundayız.
Bu
önlemler şunlardır;
-
Çay tarım alanlarının
genişlemesini önlemek ve kaliteli üretim için alım planı
uygulanmalıdır.
-
Kampanya döneminde tüm işletmeler belirlenen alım
standardına uyma konusunda birlikte hareket etmelidir.
-
Mevcut eksperlik sistemi iyileştirilmelidir.
-
Çay bahçesinde bakım, budama gibi tarımsal
tedbirler uzman ekiplerin gözetiminde yapılmalıdır.
-
Satın alınan ürünün muhafaza ve taşıma sistemi
iyileştirilmelidir. Yaş çay ürünü, üretim öncesi kalite kaybına
uğramadan fabrikalara ulaştırılmalıdır.
-
Özel sektör işletmeleri çay tarımı ve sanayi
alanında araştırma-geliştirme faaliyetlerine aktif olarak
katılmalıdır.
-
Tarıma elverişli arazilerde, bölgeyi tek ürüne
bağımlı olmaktan kurtarmak için, çayın yanında ek gelir getiren,
bölgeye adaptasyonu iyi tarımsal ürünlerin yetiştirilmesi teşvik
edilmeli ve desteklenmelidir.
-
Kivi tarımı
yaygınlaştırılmalı, desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.
-
Yaşlanmış çay bahçeleri bir plan dahilinde
yenilenmelidir.
-
Dünya çay pazarlarında Organik çay'ın piyasa değeri
oldukça yüksektir. Ülkemiz şartları organik çay üretmeye oldukça
uygundur. Bu nedenle, bölgede Organik çay üretimi ile ilgili projeler
başlatılmalıdır.
-
Çay tarım ve sanayiinin geliştirilmesine katkısı
olacak araştırmalar yapılmalı, yeni projeler hazırlanmalı ve
uygulanmalıdır.
ÇAY SANAYİ
1984
yılında yayınlanan 3092 sayılı yasa ile çayda devlet tekeli kalktıktan
sonra, bazı müteşebbisler, gerekli fizibilite yapmadan, yeterli işletme
sermayesi oluşturmadan, çay sektörüne girmişlerdir. Geçiş dönemi kolay
olmamış, belli sıkıntılar yaşanmıştır. Halen bazı firmalar sektöre uyum
sağlayamamışlardır. Özel sektör yatırımları, bölgede, beklenen ve arzu
edilen gelişmeyi sağlayamamıştır. Bazı istisnalar haricinde çoğunun
hedefi Çaykur standartlarına ulaşma ile sınırlı kalmıştır.
Çaykurun 46, özel sektörün ise 230 adet yaş çay işleme fabrikası
bulunmaktadır. Toplam fabrika sayısı 276 dır. Çaykurun üretim kapasitesi
6.700 ton, özel sektörün ise 8700 tondur. toplam kapasite ise 15.400
ton/gündür.Sektörde kapasite kullanım oranı yönünden büyük fark vardır.
Toplam üretim kapasitesinin %57'sine sahip olan özel sektör kuru çay
üretiminde %35-40 paya sahip iken, Çaykurumu %43 üretim kapasitesi ile
kuru çay üretiminde %60-65'lik paya sahiptir. Çaykur mevcut
kapasitesinin tamamını kullanırken özel sektörün kapasite kullanım oranı
oldukça düşüktür. Sektörde kapasite sorunu yoktur. Sorun, özel sektörün
mevcut olan kapasitesini tam anlamıyla kullanamamasıdır. Sektörde mevcut
atıl kapasitenin verimli şekilde kullanılabilmesine yönelik ciddi
tedbirler alınmalıdır. Mevcut kapasite tam olarak kullanıldığında, yaş
çay ürünü kalite değerini koruduğu süre içinde, hasat edilip üretime
verilmiş olacaktır.
Ülkemizde son yıllarda gıda sektöründe mevzuat düzenleme açısından
oldukça önemli gelişmeler olmuştur. 1995 yılında yayınlanan 560 sayılı
'Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair' KHK ile gıda
sektörünün disipline edilmesi amaçlanmıştır.
Ülkemizde Gıda Üreten işyerleri; Öncelikle Sağlık Bakanlığına müracaat
ederek 'çalışma izni' almak ve Bakanlığın düzenleyeceği gıda işyerleri
siciline kaydolmak zorundadır. Sağlık Bakanlığından Çalışma izni alan
gıda üreten iş yerleri, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığından'üretim izini'
almak zorundadır. Ancak, çay sektöründe halen teknik ve hijyenik
şartları yetersiz olan, sağlık bakanlığından çalışma izni, Tarım ve köy
işleri bakanlığından gıda sicil numarası ve üretim izni almadan çay
üretimi yapan çok sayıda özel işletme bulunmaktadır. Gıda üreten
işletmelerin yönetmelik gereği denetimlerinin yeterince yapılmaması
sektör disiplinini bozmakta, haksız rekabet ortamı yaratmaktadır.
Çay sanayiinin geliştirilmesi ve kaliteli kuru çay üretimi için şu
konularda önlemler alınmalıdır;
-
Çalışma izni, gıda sicil
numarası ve üretim izin belgesi olmayan hiçbir işletmenin faaliyetine
izin verilmemelidir.
-
Kapasite kullanım konusunda kamu ve özel sektör
arasında bir konsorsiyum oluşturulmalıdır. Atıl kapasite aktif hale
dönüştürülmelidir.
-
Çay üreten ve paketleyen fabrikalar için bir
standart getirilmelidir.
Gıda kodeksine uygun kuru çay
üretilmelidir. Üretilen kuru çaylar uygun koşullarda muhafaza
edilmelidir.
Yaş çay alım ve üretim Kampanyası döneminin dışında, kalitesiz çay
satın alarak üretim yapan işletmelerin, yaş çay bedelini kuru çay
olarak vermelerini önleyici tedbirler getirilmelidir.
Bu uygulama çay piyasasında, sağlıksız koşullarda, dökme halinde
ambalajsız çay satışlarına yol açmaktadır.
Kuru çay üretimi tüketici beğenisine ve standartlara uygun olarak
yapılmalı ve kaliteli çay üretimi zorunlu hale getirilmelidir.
ÇAY PAZARLAMASI
Ülkemiz, dünyada tüketici ülkeler arasında, kuru çay tüketiminde, büyük
bir potansiyele sahip olup, üretilen çayın büyük bir bölümünü iç
piyasada tüketmektedir. Bu nedenle çay piyasasında faaliyette bulunan
firmalar arasında pazar paylaşımı konusunda amansız bir rekabet
yaşanmaktadır. Rekabet, tüketicilere daha kaliteli çay üretmek için
yapılmamaktadır. Daha çok rakip firma ürünleri taklit edilmekte ve bu
şekilde sektörde haksız rekabet ortamı oluşturulmaktadır. Özel sektör
firmalarının önemli bir bölümü, rakip firmaların ürünlerini taklit etme
yolunu tercih etmekte, ürettikleri çayları, kendi markaları ile piyasaya
sürmemektedir.
Üretimde doğrudan yer almamakla birlikte, çay sektöründe en büyük payı
alan kesim paketleyici firmalardır.Bu firmalar, kalitesiz çay üreten
firmaların ürünlerini ve yurda çeşitli yollardan giren yabancı menşeli
kalitesiz çayları çok ucuza temin etmektedir. Ucuza satın alınan, cazip
satış şartları altında, gösterişli ambalajlar içinde ve çeşitli
promosyonlarla piyasaya sürülen bu çaylardan firmalar büyük gelir elde
etmektedirler. Daha çok kalitesiz çayların paketlenmesinde izlenen bu
yöntem, tüketicilerin, çay yerine alkolsüz içeceklere ve meşrubatlara
yönelmelerine yol açmaktadır. Çayın iç pazardaki payının giderek
daralmasına neden olmaktadırlar. Tüketicilerin aldatılmasına yönelik bu
davranış, ciddi firmaları büyük ölçüde rahatsız etmenin yanı sıra Türk
çayının imajını da zedelemektedir. Yabancı çayların yurda girişini de
teşvik etmektedir.
Çay
dışındaki alkolsüz içecekler ve meşrubatlar, başta kola ve kahve olmak
üzere, sektörde olumsuz etkisi henüz tam olarak görülmeyen ancak yakın
gelecekte etkilerinin daha fazla hissedileceği önemli rakip ürünlerdir.
Bu ürünler ile ilgili yapılan Pazar geliştirme çalışmaları oldukça
etkileyicidir. Çay sektöründe ise pazar geliştirmeye yönelik ciddi
hiçbir yatırım bulunmamaktadır.
Çay
sektörünü rahatsız eden en büyük sorunlardan biri de, kuru çayın
ambalajsız açıkta, her türlü sağlık koşullardan yoksun, hijyen olmayan
yerlerde, yasaklanmış olmasına rağmen, pazarlanmasıdır. Halbuki Türk
Gıda Kodeksi Yönetmeliğinin, Ambalajlama, etiketleme ve işaretleme
bölümünde; tüm gıda maddelerinin ambalajlanmasının zorunlu olduğu
belirtilmiştir.
Çayında belli ambalajlarda paketlenerek pazarlanması zorunluluğu vardır.
Bu zorunluluğa rağmen sektörde faaliyet gösteren firmaların büyük bir
bölümü ambalajsız olarak ve kalitesiz çayları piyasaya sürmektedir. Bu
durum satışlarımızı menfi yönde etkilemektedir.
Dünyada çay üretim ve tüketim durumuna baktığımızda ise; Üretilen çayın
%60'ı üretici ülkelerde tüketilmekte, %40'ı ise diğer ülkelere tüketim
amaçlı ihraç edilmektedir. Türkiye, çay üretim miktarı yönünden üretici
ülkeler sıralamasında 5. sırada yer almaktadır. Fert başına tüketim
miktarı 2.3 kg'dır.
Türkiye çay ihracatında, bugüne kadar, kalite ve maliyet faktörleri
nedeniyle istenen seviyeye ulaşamamıştır. Yıllık ihraç miktarı 2000
yılında 6.300 ton ile sınırlı kalmıştır. Sektörde ihracat yalnızca
Çaykur tarafından yapılmaktadır.
Çay
ithalatı ise, yürürlükteki ithalat rejimi kapsamında serbesttir. DTÖ
Tarım anlaşması ve AB ile Türkiye arasında gerçekleştirilen Gümrük
Birliği Kararı nedeni ile çay ithalatında uygulanan spesifik gümrük
vergisi, 1995 yılında, yüzde ile ifade edilen (ad-valorem-oransal)
vergiye dönüştürülmüştür. Yürürlükteki ithalat rejimi kararı
çerçevesinde 2001 yılında uygulanan gümrük vergi oranımız ise %145'dir.
Ayrıca, Türk çaycılığını olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden
bir diğeri ise yurt dışından, ülkemize çeşitli yollardan giren yabancı
menşeli çaylardır.Ülkemize yabancı menşeli çay girişi kısa süre öncesine
kadar; sınır ticareti, zati eşya muafiyeti, normal ithalat ve kaçakçılık
gibi yasal olmayan yollarla yapılmaktaydı. Bu konuda, Bakanlığımız,
Gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı
nezdinde yapılan girişimler sonucu, 23 aralık 1998 yılında çıkarılan
Kararname ile, çay sınır ticareti kapsamından çıkarılmıştır. Ayrıca 11
Ağustos 1999 tarihli yönetmelikle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
üzerinden, Türkiye'ye gelecek yolcuların, beraberinde 1500 DM'lik Zati
eşya muafiyeti kapsamındaki mallar arasında bulunan çayın yurda girişli
yasaklanmıştır. Bunun neticesinde, gümrüklerde Çay'ın gerçek değerinden
daha düşük bir fiyatla ithal edilmemesi konusunda ilke kararı
alınmıştır. Ancak, Pazar araştırma uzmanlarımız tarafından illerde
yapılan piyasa denetimlerinde, yabancı menşeli çayların iç piyasada
halen satılmakta olduğu yolunda tespitlerimiz olmuştur. Ve bu konu da
araştırmalarımız devam etmektedir. Hatta sınır ticareti adı altında,
güney komşu ülkelerden gelen mallarla birlikte tankerlerle, günde
takriben 1000 tankerin giriş çıkış yaptığı, tanker başına 50-60 kg çayın
yurda girdiği, bu şekilde yurda giren yabancı menşeli çay miktarının
toplam 18-20.000 ton olduğu bilinmektedir. İç piyasada bir kısmı
paketli bir kısmı ise dökme olarak satılan çayların piyasa değeri 40-50
trilyondur.
Çayın diğer tarım ve sanayi ürünlerinde olduğu gibi dünya borsalarında
oluşan değeri üzerinden vergilendirilerek ithal edilmesi gerekmektedir.
Beyan üzerinden çay ithaline izin verilmemelidir.Halbuki ülkemiz Gümrük
Birliğine girmeden önce çay ithalatında 3 ABD doları fon ve %10 gümrük
vergisi uygulaması bulunmaktaydı. Alınan önlemlere rağmen, yürürlükteki
ithalat rejimi çerçevesinde, çayda uygulanmakta olan gümrük vergisi
sisteminden Türk çay sektörü olumsuz yönde etkilenmektedir.
Resmi kayıtlara göre ithal edilen çay miktarı iç üretimi etkilemeyecek
boyutta görünse de, bunun yanı sıra, yasal olmayan yollardan, ülkemize
yabancı menşeli 30-40.000 ton çay girişinin olduğu bilinmektedir.
Sektörde stok oluşumunun en önemli nedenlerinden bir de budur.
Kaçak yollarla çay girişinin önlenmemesi halinde Türk çayının pazar payı
büyük ölçüde daralacaktır. Daralan pazarın ise hem üretici hem de
sanayici üzerinde olumsuz etkileri meydana gelecek, Çay tarımı ve
sanayisi yok olma noktasına gelecektir.
Türkiye ve bölge ekonomisine ciddi katkıları olan çay sektörünü korumak,
geliştirmek ve devamını sağlayabilmek için öncelikle kaçak yollarla çay
girişini önlemek gerekmektedir.
Diğer yandan da mevcut gümrük vergisi uygulamasında, ithal edilen
çayların düşük bedel ile fatura edilmelerini önleyici radikal tedbirler
alınmalıdır. Çay beyan üzerinden değil gerçek değeri üzerinden
vergilendirilmelidir. Gümrüklerimizde ciddi tedbirler alınmadıkça, %145
gümrük vergisi uygulaması Türk çay sektörünü korumaya yetmemektedir.
Ülkemizin, AB'ne üye olunması halinde, AB ülkeleri içinde çay üreten tek
ülke konumunda olacaktır. Bu durum bir avantaj olarak da kabul
edilebilir. Çünkü AB ülkelerinin yıllık toplam çay ithalat miktarı
250-300.000 ton civarındadır. Türkiye, yıllık 200 bin tona yakın çay
üretmektedir. Uluslar arası standartlarda ve AB tüketicilerinin damak
tadına uygun çay üretmek şartıyla, üretilen çayın bir miktarının ihraç
edilmesi mümkün olabilir. Maliyet ve kalite sorunu çözüldüğü taktirde,
AB ülkeleri, Türk çayı için, önemli bir pazar niteliğindedir.
Türk
çay sektörünün varlığını sürdürebilmesi; dünya çay pazarlarına ve Türk
çay piyasasına, gıda kodeksine uygun uluslar arası standartlarda
kaliteli çay sunulmasına bağlıdır. Çay sektörünün sağlıklı bir yapıya
kavuşması, mali açıdan güçlü olması, sağlam bir finansman kaynağı
yaratılabilmesi için, stok fazlası ürünün ihraç edilmesi zorunludur.
Türk
çayının tarım ve sanayisinde kimyasal ilaç ve katkı maddesi
kullanılmadan üretilmesi ihracatta önemli bir avantajdır. Ancak bu
avantaj iç ve dış pazarda yeterince kullanılamamaktadır.
Çayın yurt içi pazarlamasında ve dış ticaret konularında başlıca şu
tedbirler alınmalıdır;
-
Gümrüklerde, çayın düşük
fiyatla fatura edilerek ithal edilmesini önleyici etkin tedbirler
alınmalıdır.
-
Tarımında kimyasal ilaç, üretiminde katkı maddesi
kullanılmadan üretilen Türk çayı dünya pazarlarına tanıtılmalı ve
dünya pazarlarında ihraç olanakları araştırılmalıdır.
-
Çay borsası kurulmalıdır.
-
Çay tüketicisi kalite ve ambalaj konusunda
bilgilendirilmelidir.
-
Türk gıda Kodeksi Yönetmeliği gıda sektöründe çok
önemli bir gelişmedir. Ancak Yönetmeliğe aykırı üretim yapanlar
kontrol altına alınmalıdır.Yaptırım uygulanmalıdır.
-
Uluslar arası çay pazarları hakkında doğru bilgiye
sahip olunmalı ve teknolojik gelişmeleri yakından izlenmelidir.
-
AB'ne üyelik halinde, Ortak Tarım Politikasına uyum
aşamasında,Türk çayının da AB ortak piyasa düzeni içinde yer alması
sağlanmalıdır. Ortak piyasa düzenlerinin temel amaçlarından biri, iç
pazarı ve topluluk üretimini üçüncü ülkelere karşı korumaktır.
-
Kalite standartları dışında ve açıkta çay satışına
izin verilmemelidir.
Ülkemiz AB'ne aday ülke statüsündedir. O
nedenle, şimdiden, sektörde faaliyet gösteren tüm kamu ve özel sektör
işletmeleri, bilim kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum
örgütleri çaycılığımızın geliştirilmesi, korunması ve rekabet edebilir
düzeye ulaştırılması yönünde çalışmalara başlaması gerekmektedir.